Kış solunum yolu enfeksiyonları

Etiketler
Akci̇ğer mi̇krobi̇yotasi

Soğuk, bronşit, streptokok boğaz ağrısı...

Bu solunum yolu enfeksiyonlarından en az birine yakalanmadan kışı atlatmak çok zordur. Önlemek açısından, probiyotik tedavi bağışıklık savunmasını stimüle edebilir. Çoğunlukla viral olan kış hastalıklarının bazen gribe (influenza virüsü) çok benzer klinik belirtileri olur; bu nedenle bunlara influenza benzeri hastalıklar veya grip benzeri semptomlar denir. Çoğunlukla grip ile karıştırılan grip benzeri semptomlar Grip benzeri semptomlar aşağıdaki semptomlardan bazılarını veya hepsini içerir: Ateş < 38.5 C, üşüme, öksürük , yorgunluk, kas ağrısı, boğaz ağrısı, Baş ağrısı, nezle,vb. Sadece kan testleri influenza virüsünün yol açtığı enfeksiyonu teyit edebilir.

Fazla yük altında kalmış bağışıklık sistemi Bağırsak bağışıklık savunmaları bakteriler ve virüsler gibi patojenik ajanların saldırılarından sizi korur. Ancak kışın bağışıklık sistemi daha fazla saldırıya uğrar. Kapalı alanlarda, iyi havalandırılmayan odalarda daha fazla zaman geçiririz. Bunun sonucunda havada dolaşan mikroplar bulaşır (nefes verilen hava, öksürme, hapşırma). Probiyotik tedavi araştırılıyor Kış solunum yolu enfeksiyonlarının viral yapısı, antibiyotiklerin kullanımını hemen elenmesine neden olur. Tedavi semptomatiktir: bol su içme ve dinlenme ile birlikte asetaminofen hastalara verilen temel tıbbi reçetedir.

Kış solunum yolu hastalıklarına ilişkin klinik çalışmalarda probiyotiklerin kullanımının etkili olduğu kanıtlanmıştır. Birkaç ay boyunca probiyotiklerin günlük olarak kullanılması ateş, nezle ve öksürmeyi azaltmıştır. Ayrıca reçetelendirilen antibiyotik sayısının ve hasta geçen gün sayısının azalmasına da yol açmıştır.

Summary
Off
Sidebar
Off
Migrated content
Activé
Updated content
Désactivé
Old content type
pathologies
Hide image
Off
Hastalık

İnflamatuar bağırsak hastalıkları

İnflamatuar bağırsak hastalıkları (İBH) arasında Crohn hastalığı ve ülseratif kolit yer alır. Bu hastalıkların yaşam süresi üzerinde bir etkisi yoktur ancak yaşam kalitesini anlamlı şekilde değiştirirler. Tedavi planları mikrobiyotayı hedef almaya başlamıştır.

Bağırsak mikrobiyotası
IBD the role of gut microbiota viruses

IBH'ler, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit (ÜK) sindirim bağışıklık sisteminin hiperaktivitesi ile ilişkili olarak sindirim sisteminin bir bölümündeki duvarın enflamasyonu ile karakterizedir. IBH atakları sırasında, en sık görülen semptom karın ağrısı ve diyaredir ve diyare bazen kanamalı olabilir. Bu hastalıklar ayrıca eklem ve göz, cilt, ve hepatik sistemler dahil sindirim sistemi dışındaki sistemlerde de belirti gösterebilir.

İBH'ler Batı Avrupa'da her 1000 kişiden 1'ini etkilemektedir ve çoğunlukla 20 ile 40 yaşları arasında görülür. Bu hastalıklar dönüşmeli gelen atak ve remisyon dönemleri ile aralıklı bir seyir ister. Crohn hastalığında bu enflamasyon ağızdan anüse kadar sindirim sisteminin her aşamasında lokalize olabilir ancak çoğunlukla bağırsaklar görülür. Ülseratif kolit rektum ve kolonda lokalize olur.

Çok faktörlü hastalıklar

İBH'nin nedenleri arasında genetik yatkınlık, çevre kirliliği ve beslenme gibi genetik faktörler, bağışıklık sistemi ve bağırsak mikrobiyotası bulunur. İBH'lere örneğin aşırı hijyen nedeniyle çocukluk döneminde mikroorganizmalara maruz kalmamak da neden olabilir.

Değiştirilmiş bağırsak içeriği

Bağırsak mikrobiyotası İBH'lerin karakteristik enflamasyonunda önemli ancak hala tam anlaşılamayan bir rol oynuyor gibi görünmektedir. Çok sayıda çalışmada bu hastalarda disbiyozis, yani genetik ve çevresel faktörlere bağlı olarak mikrobiyota dengesinde bir değişiklik gözlemlenmiştir. Özellikle antienflamatuar bakteriler zayıflamaktadır. Bu denge bozukluğu bağırsağın içeriğini değiştirir ve kronik enflamasyona yol açabilir.

Tedavi umudu

Tam olarak iyileştirici tedavi yoktur ancak anti-inflamatuar ilaçlar ağrılı atakları sınırlayabilir. Tedaviler arasında şu anda kortikosteroid tedavisini, bağışıklık sisteminin reaksiyonlarını azaltabilen anti-TNFα gibi "immünomodülatörler" adlı tedaviler ve Crohn vakalarının %80'i ve ÜK vakalarının %20'sinde cerrahi bulunur. Tedavi, nadiren kesin bir iyileşme sağlar. Araştırmacılar şu anda IBH'lerde mikrobiyotanın rolünü hedef almaya çalışmakta, patojenlerin varlığını azaltmaya ve iyi mikroorganizmaların çoğalmasını artırmaya çalışmaktadır.

Summary
Off
Sidebar
Off
Migrated content
Activé
Updated content
Désactivé
Old content type
pathologies
Hide image
Off
Hastalık Off

Fonksiyonel gastrointestinal bozukluklar

En sık görülen bağırsak rahatsızlıkları olan fonksiyonel gastrointestinal hastalıklar (FGH), saptanabilir bir anatomik anomali ile açıklanamayan çeşitli kronik sindirim semptomlarından oluşur.

Bağırsak mikrobiyotası
Digestive disorder

İritabl Bağırsak Sendromu (IBS), en sık görülen FGH

FGH'ler IBS, kabızlık, diyare, fonksiyonel şişkinlik ve spesifik olmayan FGH'ler gibi bir grup semptom içerir.

Sadece IBS tek başına nüfusun %10'unu etkilemektedir ve kabızlık, ishal veya dönüşmeli olarak kabız ve ishal ataklarıyla ilişkili karın ağrısı ile diğer FGH'lerden ayrılır. IBS, genelde karında şişkinlik ve genel popülasyona göre daha yüksek stres seviyesi ile görülür.

FGH'ler çocukları da affetmiyor

Çok küçük çocuklarda FGH'ler doktora gidilmesini gerektiren en sık görülen gastrointestinal nedendir. Buna kusma ve kabızlık problemleri ile bebekte kolik, IBS ve diğer daha az iyi tanımlanmış fonksiyonel problemler dahildir. Karın ağrısı, şişkinlik, ishal ve kabızlık çoğunlukla FGH'ler ile ilişkilendirilir ve çocuğun günlük hayatında çok önemli etkileri olabilir. Stres ve anksiyete de özellikle ağrı olmak üzere bazı semptomları şiddetlendirebilir veya süresini uzatabilir.

Bağırsaklar ile beyin arasında kesilen iletişim

IBS'in nedenleri hala iyi bilinmemektedir. IBS oluşma riski, akut diyareye yol açan bir bakteri enfeksiyonu sonrasında beş kat artar. IBS'in beyin ile bağırsak arasındaki iletişimde bir bozukluk ile birlikte bağırsak florasında bir denge bozukluğu ile ilişkili olabileceği önerilmektedir. Vakaların çoğunda mikrobiyotayı oluşturan bakteri türleri arasında, daha az pozitif bakteri ve daha çok zararlı bakteri ile (sidenote: Disbiyozis Genelde çevresel ve bireye özel faktörlerden oluşan bir kombinasyonun yol açtığı mikrobiyotanın bileşimi ve fonksiyonunda bir değişiklik olarak tanımlanır. Disbiyozis homojen bir durum değildir aksine kişilerin sağlık durumlarına göre değişkenlik gösterir. Levy M, Kolodziejczyk AA, Thaiss CA, et al. Dysbiosis and the immune system. Nat Rev Immunol. 2017;17(4):219-232. ) . Bu bozukluk bağırsak motor problemlerine yol açar: dışkı geçişi yavaşlar, bağırsak bariyeri değişir ve hafif bir enflamasyon oluşur. Bağırsak gazının hareketi gibi normal bir olayı ağrılı hale getirecek şekilde mukozada hiper sensitiviteye de yol açar.

"Disbiyozis" kelimesini duydunuz mu?

Mikrobiyotamızı oluşturan milyarlarca mikroorganizma ile vücudumuzdaki ilişkileri arasındaki hassas dengenin bozulması anlamına gelir.

Probiyotikler için umut verici veriler

Yetişkinler için kontrollü bir beslenmenin yanı sıra tedavi seçenekleri arasında spazm önleyici ilaçlar, laksatifler ve ishal önleyici ilaçlar yer alır. Çocuklarda ağrıyı azaltan rahatlama ve hipnoz teknikleri tercih edilir. Bazen spazm önleyici ilaçlar da verilir. Mikrobiyotayı değiştirmek için, özellikle (sidenote: Bifidobacterium Çoğu türü insanlara faydalı olan Y-şeklinde bakteriler cinsi. İnsanların bağırsaklarında ve bazı yoğurtlarda bulunur. Bunlar:
-Bağırsak bariyerini korur.
- Bağışıklık sisteminin gelişimine katkıda bulunur ve enflamasyon ile savaşmaya yardımcı olur
-Sindirimi destekler ve gastrointestinal rahatsızlık semptomlarını iyleştirir Sung V, D'Amico F, Cabana MD, et al. Lactobacillus reuteri to Treat Infant Colic: A Meta-analysis. Pediatrics. 2018 Jan;141(1):e20171811.  O'Callaghan A, van Sinderen D. Bifidobacteria and Their Role as Members of the Human Gut Microbiota. Front Microbiol. 2016 Jun 15;7:925. Ruiz L, Delgado S, Ruas-Madiedo P, et al. Bifidobacteria and Their Molecular Communication with the Immune System. Front Microbiol. 2017 Dec 4;8:2345.
)
ve (sidenote: Lactobacilli (lactobacillus) Ana özelliği laktik asit üretimi olan ve bu nedenle "laktik asit bakterileri" ismini alan çubuk tipli bakteriler.
Lactobacillus bakterileri ayrıca insanların oral, vajinal ve bağırsak mikrobiyotasında ve ayrıca bitki ve hayvanlarda da bulunur. Süt ürünleri (örn. bazı peynirler ve yoğurtlar), turşu, sauerkraut turşusu vb gibi fermente gıdalarda bulunur.
Bazı türleri faydalı özellikleri ile bilinen Lactobacillus bakterileri ayrıca probiyotiklerde de bulunur.   W. H. Holzapfel et B. J. Wood, The Genera of Lactic Acid Bacteria, 2, Springer-Verlag, 1st ed. 1995 (2012), 411 p. « The genus Lactobacillus par W. P. Hammes, R. F. Vogel Tannock GW. A special fondness for lactobacilli. Appl Environ Microbiol. 2004 Jun;70(6):3189-94. Smith TJ, Rigassio-Radler D, Denmark R, et al. Effect of Lactobacillus rhamnosus LGG® and Bifidobacterium animalis ssp. lactis BB-12® on health-related quality of life in college students affected by upper respiratory infections. Br J Nutr. 2013 Jun;109(11):1999-2007.
)
olmak üzere probiyotikler hakkında ve dışkı nakli hakkında umut verici veriler halihazırda mevcuttur. Ancak bu seçeneklerin her birini teyit etmek için büyük ölçekli klinik çalışmaların gene de yapılması gereklidir.

Bağırsak mikrobiyotası

Daha fazla bilgi edin
Kaynaklar
Summary
Off
Sidebar
Off
Migrated content
Activé
Updated content
Désactivé
Old content type
pathologies
Hide image
Off
Hastalık

Alerjik egzama

Alerjik egzama veya atopik dermatit cilt kuruluğu ve kaşıntı içeren bir cilt hastalığıdır. Bulaşıcı olmayan bu cilt rahatsızlığı, mikrobiyotanın rolünün olduğu alerjilere yatkınlık durumunda daha olasıdır.

Cilt mikrobiyotası

30 yıl öncesine göre üç kat daha yaygın olan egzama çocukların %20'sini etkilemektedir. Sanayileşmiş ülkelerde en yaygın çocukluk dönemi cilt hastalığı haline gelmiştir. Ancak vakaların çoğunda egzama ergenlikte kaybolur ve hastaların sadece %10 ile 15'inde hayatları boyunca bu hastalık devam eder.

Aşırı bağışıklık tepkisi

Egzama cilt bariyerini değiştiren genetik bir yatkınlık ile ilişkilidir. Bu değişiklik alerjenlerin cilde nüfuz etmesine ve böylelikle aşırı bağışıklık tepkisine yol açar. Bu hastalarda gözlemlenen bağırsak ve cilt mikrobiyotalarının bileşimindeki ve çeşitliliğindeki değişikliklerin de rolü olabilir.

Egzama kendini çok erken bebeklik döneminde (1 ile 3 ay) gösterir; belirtileri sert ve kuru cilt ve inflamatuar ataklar sırasında çok kaşıntılı kırmızı lekelerdir.

Cilt irritasyonunu sınırlayın

Egzama tedavisi asıl olarak cilt iritasyonunu sınırlamaya (pamuklu giysiler giymek, sabun içermeyen jeller kullanmak, cildi yıkarken/temizlerken nazik olmak vb) ve nemlendirici kremler ve topikal steroidler ile cilt lezyonlarını azaltmaya çalışır. Çok şiddetli vakalarda doktor kısa süreli kullanım için antihistaminik ilaçlar yazabilir.

Probiyotikler semptomları iyileştiriyor

Bir başka yaklaşım: bağırsak ve cilt mikrobiyotalarını değiştirerek disbiyozisi (bakteriyel florada denge bozukluğu) iyileştirmek Çeşitli çalışmalar etkilenen bebeklerde probiyotiklerin egzama semptomlarını iyileştirdiğini (özellikle bazı lactobacillus'ların) ve bağırsak enflamasyonunu azalttığını göstermiştir. Gebe kadınlara önleyici bir tedavi olarak verildiğinde bebeklerinde semptomların sıklığını azaltabilir.

Summary
Off
Sidebar
Off
Migrated content
Activé
Updated content
Désactivé
Old content type
pathologies
Hide image
Off
Hastalık

Alerjik rinit

Bir solunum sistemi hastalığı olan alerjik rinite, vücut hassas olduğu bir yabancı madde ile karşılaştığında bağışıklık sistemini anormal ve aşırı tepkisi neden olur. Alerjik rinit, KBB ve gastrointestinal mikrobiyotada disbiyozis ile ilişkilendirilir.

KBB mi̇krobi̇yotasi

Etkilenen 500 milyon insan

Alerjik rinit çok yaygın görülen bir hastalıktır ve vaka sayısı dünyada tırmanmaya devam etmektedir. Yaklaşık 500 milyon kişide alerjik rinit sorunu yaşamaktadır.

Ağaç, çim ve diğer bitki polenleri ile ilgili olduğunda mevsimsel ("saman nezlesi") ve ev tozu akarı, küf ve hayvan kürkü gibi tüm yıl mevcut olan alerjenler neden olduğunda perennial (kalıcı) alerjik rinit olarak adlandırılır.

Tipik semptomlar

Alerjik rinit çok tipik semptomları vardır ve genelde bir taneden fazlası görülür:

  • Kaşınma
  • Anozmi (koku alamama)
  • Rinore (burun akıntısı)
  • Hapşırma
  • Burun tıkanıklığı

Mevsimsel alerjik rinit vakalarında ve perennial alerjik rinit vakalarında semptomlar kötüleşir.

Değişen mikrobiyotalar

Astım ve alerjik rinit birbirleriyle çok ilişkili gözükmektedir: Alerjik riniti olan insanların yaklaşık %20'sinde astım ve astımlı kişilerin %80'inde alerjik rinit vardır. Bu iki hastalık arasındaki ortak nokta her ikisinin de bağırsak mikrobiyotasında düşük çeşitliliğin olduğu disbiyozis ve bunun aksine KBB (kulak-burun-boğaz) mikrobiyotasında daha fazla bakteriyel çeşitlilik ile ilişkili olmalarıdır.

Tedavi

Alerjik rinitin tedavisi üç yaklaşımı temel alır: alerjenlerin ortadan kaldırılması, ilaç ve desansitizasyon (hassasiyet giderme). Ayrıca konforunuzu iyileştirmeyi amaçlayan semptomatik tedaviler de vardır. Son olarak disbiyozisi tedavi etmekten ve probiyotikler (özellikle lactobacillus) kullanarak mikrobiyotanın dengesinin yerine konmasında oluşan bir yaklaşım araştırılmış ve umut verici gözüken sonuçlar elde edilmiştir.

Summary
Off
Sidebar
Off
Migrated content
Activé
Updated content
Désactivé
Old content type
pathologies
Hide image
Off
Hastalık

Gıda alerjileri

Gıda alerjileri sürekli olarak ilerleyen bir durumdur ve tedavisi hala güçtür. Ancak mikrobiyotanın olaydaki rolünün keşfi ile yeni tedaviler gün ışığına çıkmaktadır

Bağırsak mikrobiyotası
Food allergies

Gıda alerjileri bağışıklık sisteminin belirli bir yiyeceğin yenmesinden hemen sonra anormal tepki verdiği bir bağışıklık sistemi bozukluğudur. Normalde vücuda zararsız olan gıda/yiyecek bu durumda "alerjen" olarak adlandırılır. Bu alerjiler genel nüfusun %3,'ünü ve çocukların neredeyse %5'ini etkilemektedir.

Suçlanacak çok gıda var

Bir gıda alerjisini tetiklemesi muhtemel çok sayıda ürün vardır ve yaşa ve kişinin gıda alışkanlıklarına göre değişir. Devletin web siteleri belirlenen alerjilerin listesini düzenli olarak güncellemektedir. Çocuklar yumurta, fıstık ve inek sütüne karşı daha hassasken yetişkinler kabuklu deniz canlıları ve yumuşakçalara, bazı meyvelere ve soya bitkisine karşı daha hassastır.

Gıda intoleransının aksine gıda alerjisi semptomları şiddetli şekilde ortaya çıkar: bu semptomlar sindirim, solunum sisteminde veya deride görülebilir. Anjioödem, astım krizleri ve anaflaktik şok yaşamı tehdit eden acil durumlardır.

Mikrobiyotada denge bozukluğu

Bazı gıdaların uygun olmayan bağışıklık tepkisine neden yol açtığı henüz açıklanamamıştır. Çalışmalar alerjik durum ile mikrobiyotada bir değişiklik arasındaki bağlantıyı hızlı şekilde tespit etmiştir: alerjik hastaların hepsinde, sağlıklı kişilere göre farklı bir mikrobiyota mevcuttur. Alerjisi olan kişilerde disbiyozis gözlemleri, besinlerden alınan proteinlere karşı hipersensitivitenin ortaya çıkmasına bazı bakterilerin neden olduğunu göstermiştir.

Önleme yolu olarak probiyotikler?

Gıda alerjileri için birincil tedavi ilgili gıdanın alınmaması olsa da, çok sayıda çalışma probiyotikler ve prebiyotikler ile mikrobiyotanın değiştirilmesinin alerjilerin oluşmasına engel olabileceğini önermektedir.

Summary
Off
Sidebar
Off
Migrated content
Activé
Updated content
Désactivé
Old content type
pathologies
Hide image
Off
Hastalık

Karaciğer hastalıkları

Bazı karaciğer hastalıklarının oluşmasında büyük rolü olan bağırsak mikrobiyotası önemi bir tedavi hedefi haline gelebilir.

Bağırsak mikrobiyotası

Karaciğer hastalıkları (hepatopatiler) bir tarafta mülayim ve geri çevrilebilir olan steatozdan, karaciğer enflamasyonu (NASH), hepatit, fibroz, siroz ve en sonunda hepatoselüler karsinoma (karaciğer kanseri) kadar çok farklı ciddiyet ve şiddette kendini gösterir. Daha az ciddi olanlarında asemptomatik olan karaciğer hastalıklarında sarılık, mide bulantısı ve ilerlemiş olanlarda ateş görülebilir.

Aşırı alkol tüketimi beslenmeye dayalı karaciğer hastalığının (alkolik karaciğer hastalıkları veya ALD) bilinen nedenidir ancak aşırı kilo ve obezite daha az bilinmektedir. Bunların neden olduğu metabolik steatoz (veya NAFLD) sanayileşmiş ülkelerde kronik karaciğer hastalıklarının birinci nedenidir.

Bağırsak disbiyozisi, karaciğer hastalığında eş-faktör

Bu risk faktörleri tek başlarına hepatopatiyi tetiklemek için yeterli değil gibi görünmektedir. Bağırsak mikrobiyotasında bir denge bozukluğu olmasının da rolü vardır. Bunun kanıtı ise, nedeni ne olursa olsun karaciğer hastalığı olan tüm insanlarda disbiyozis ve bağırsak bariyerinde bir değişiklik görülmesidir. Karaciğer hasarı ne kadar ciddiyse, disbiyozis o kadar barizdir.

Probiyotikler, prebiyotikler ve dışkı nakli; umut veren üç araştırma alanı

Karaciğer hastalığı için şu andaki tedaviler, değişik karmaşıklıkta tıbbi tedaviler (ilaç, karaciğer nakli) ile birlikte veya bunlar olmadan yaşam tarzı ve beslenme değişiklikleri (kilo kaybı ve fiziksel aktivite) içerir.

Mikrobiyotanın rolü artık nettir dolayısıyla mikrobiyotayı prebiyotikler, probiyotikler ve dışkı nakli ile değiştirmek önleme ve tedavi etme alanındaki araştırmalar için umut vaat eden bir yol oluşturmaktadır.

Summary
Off
Sidebar
Off
Migrated content
Activé
Updated content
Désactivé
Old content type
pathologies
Hide image
Off
Hastalık

Metabolik sendrom

Metabolik sendrom obezite ile ilişkilendirilen metabolik problemler grubudur; örneğin diyabet ve kardiyovasküler komplikasyonlar riskini artıran yüksek kan basıncı (hipertansiyon) veya hipertrigliseridemi.

Etiketler
Bağırsak mikrobiyotası

Metabolik sendrom aslında bir hastalık değildir; tanımı aşağıdaki problemlerden en az ikisi ile ilişkili abdominal obezitenin varlığıdır (bel ölçüsü erkekler için >94 cm, kadınlar için >80cm) : anormal şekilde yükselmiş insülin seviyesi, hipertrigliseridemi, yüksek kan şekeri, hiperglisemi veya düşük HDL kolesterol ("iyi kolesterol").

Fransa az etkilendi

Amerikalıların yüzde 25'i ve Yunanlıların %46'sına kıyasla etkilenen insan sayısının % 14 ile %21 arasında değiştiği Fransa bir şekilde bu metabolik sendrom "salgınından" kurtulmuştur. Ancak bu durum uzun süremez.

Sağlıksız yaşam tarzı, birincil risk faktörü

Olası genetik yatkınlıkların dışında metabolik sendroma yol açan şey sağlıksız yaşam tarzıdır. Abur cubur gıda, yetersiz fiziksel aktivite ile birleştiğinde kronik enflamasyona yol açan metabolik işlev bozukluğuna neden olur; kronik enflamasyonun kendisi de metabolik rahatsızlıklara yol açar. Katkıda bulunanlardan birinin mikrobiyotadaki denge bozukluğu veya disbiyozis olduğu bir kısır döngü başlar.

Görünür belirti yok

Obezite dışında metabolik sendromun görünür bir belirtisi yoktur çünkü semptomlar bir kere belirdiğinde sendrom artık hastalığa dönüşmüştür: tip 2 diyabet, ateroskleroz, kardiyovasküler hastalık vb.

Daha iyi yemek ye, daha fazla hareket et

Şu an için metabolik sendromun tedavisi yoktur. Hem önleme hem de iyileştirme açısından eşit derecede işe yarayan tek tıbbi tavsiye düşük glisemik endeksli gıdalara özellikle dikkat ederek dengeli bir beslenme ve düzenli ve sürekli fiziksel aktivitedir. Beslenme ve kilo düzenleyicisi olarak probiyotikler ve prebiyotikler fikri teyit edilirse, bunlar da metabolik sendromun tedavisinde bir faktör olabilir.

Summary
Off
Sidebar
Off
Migrated content
Activé
Updated content
Désactivé
Old content type
pathologies
Hide image
Off
Hastalık

MICROREVEAL no. 2:Bağırsak mikrobiyotasına daha yakından bir bakış

Serimiz sağlığımızın vazgeçilmez müttefiki olan bağırsak mikrobiyotasına adanmış 2. bölümle geri dönüyor.Louise ve Julie ile birlikte bu muhteşem dünyayı keşfedin.

Bağırsak mikrobiyotası

Mikrobiyota:Sağlığımızın tam kalbinde

MICROREVEAL serisi günlük yaşamlarımızda mikrobiyotanın önemine dair farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır. Vajinal mikrobiyotadaki denge bozukluklarına odaklanan 1.bölümden sonra gazeteci Louise Ekland bağırsak mikrobiyotasını ele alıyor. Daha çok "bağırsak florası" olarak bilinen bu mikrobiyota 100 trilyondan fazla mikrorganizmadan oluşur (bakteriler, maya mantarları, virüsler ve diğerleri) ve vücudumuzdaki en zengin mikrobiyotalardan biridir.

Diğer şeylerle birlikte, ishaldeki rolü...

Bu yeni bölümde Julie ishal sorunu yaşamaktadır. Bu konuyu açıklığa kavuşturmak için Louise, Dr. Alexis Mosca'yla röportaj yaptı. Bağırsak mikrobiyotamız yaşamımız boyunca - beslenmemiz ve antibiyotik kullanımı gibi - çeşitli dış faktörlere ve -coğrafi kökenimiz gibi - iç faktörlere bağlı olarak değişen gerçek bir eko-sistemdir. Bileşiminin çok sayıda hastalıkla ilişkilendirildiği düşünülmektedir (antibiyotik ile ilişkili ishal, alerjiler ve diğerleri...).

Kendinizinkine iyi ve düzenli şekilde bakmayı biliyor musunuz?

Görsel
Summary
Off
Sidebar
Off
Migrated content
Activé
Updated content
Désactivé
Old content type
article
Hide image
Off
Haberler

UZMANLARLA RÖPORTAJ : Dr Julie Lemale

Dr. Julie Lemale Armand Trous- seau Hastanesinde (AP-HP, Paris) Pediatrik Gastroenteroloji Uzmanıdır ve Pediatrik Hepatoloji, Gastroenteroloji ve Beslenme Fransız Grubunda (GFHGNP) Yönetim Kurulunun bir üyesidir.Dr. Lemale diyareli çocuklarda bağırsak mikrobiyotasını dikkate almak ve korumanın ne kadar önemli olduğunu anlatıyor

Etiketler
Bağırsak mikrobiyotası Enfeksi̇yöz gastroenteri̇t
Görsel
Gastroentérites-Paroles_expert

Bağırsak mikrobiyotasının modülasyonu: aynı zamanda önleme ve tedavi mi?

Oldukça olası: standart hijyen ve beslenme tedbirlerinin, özellikle yeniden hidrasyonun yanında, iki probiyotik (Saccharomyces boulardii mantarı ve Lactobacillus rhamnosus GG bakterisi (LGG) yüksek riskli hastalarda (yenidoğanlar, eşzamanlı hastalıkları olan çocuklar...) antibiyotik ile ilişkili diyareyi önler gibi görünmektedir ve Avrupa Pediatrik Gastroenteroloji Hepatoloji ve Beslenme Derneğinin (ESPGHAN) uzmanları tarafından bu amaçla tavsiye edilmektedir. Bunlar ayrıca hastanede yatan çocuklarda veya sosyal tesislerde nozokomiyal diyarenin başlamasını da önleyebilir: hala teyit edilmesi gereken bazı çalışmalardaki umut verici verilere göre bunlar riski %15 azaltabilmektedir. Gastroenterit için ek tedavi olarak, S. boulardii, ve Lactobacillus rhamnosus GG'nin bazı konsantrasyonları (LGG), diyarenin süresini bir gün azaltabilir ve dört günden fazla sürme riskini düşürebilir. Dışkı mikrobiyotası nakline gelince, bu nakil sadece çocuklarda nadir olan Clostridium difficile ilaca dirençli veya nükseden enfeksiyon vakaları için endikedir.

Antibiyotik tedavisi gören bir çocuğun mikrobiyotası uzun vadede etkilenir mi?

Şu anda bir yorumda bulunmak mümkün değildir çünkü halihazırda bununla ilişkili bilimsel kanıt mevcut değildir. Ancak sorunun sorulması gerekir: antibiyotik tedavisinden sonra bağırsak mikrobiyotası iki ile üç ay boyunca bozulmaktadır. Sonrasında hastaya eski mikrobiyotasını geri veren bir normalleşme süreci görülür ancak yeniden yerine konan versiyon orijinal mikrobiyotanın birebir kopyası değildir. Çünkü bu moleküllerin küçük çocuklarda tekrarlayan ve/veya uzun süreli alımı bağırsak mikrobiyotasının ve bağışıklık sisteminin organizasyonunu bozabilir ve bağırsak florası üzerinde uzun vadeli sonuçları olabilir ve ilerleyen yaşlarda bazı hastalıklara karşı duyarlılığı artırabilir.

Önleme ve tedavi açısından durum nedir?

Şüphesiz ki ağız yoluyla aşılama. Rota virüsün neden olduğu diyare vakalarının sayısını ve şiddetini ciddi şekilde azaltılmasını sağladı. Bu alanda görüşlerden biri bu aşıyı 6 haftadan küçük tüm bebekleri kapsayacak şekilde genişletmektir (ilk aşı için). Bu yaştan sonra etkililiği azalıyor gibi görünmektedir. Araştırmacılar daha etkili aşılar geliştirmeye ve daha etkili probiyotikler belirlemeye çalışmaktadır:bazı bilimsel verilere göre vücudumuzun bağışıklık yanıtı, diğer şeylerin yanında "bakteri profilimize" de bağlı gibi görünmektedir. Probiyotikler tarafından modüle edildiğinde ve/veya desteklendiğinde, bağırsak mikrobiyotamız rotavirüs aşısına karşı daha iyi yanıt vermemizi sağlayabilir.

Summary
Off
Sidebar
Off
Migrated content
Activé
Updated content
Désactivé
Old content type
gp_dossiers_article
Hide image
Off
Dosya ayrıntısı